31 Ağustos 2024 Cumartesi

Kültürel Hegemonya

     Avrupa kültürü Dünya üzerindeki bütün milletleri bir bir domine ederken, insanlar eskiden beri gelen kendilerine ait kültür ögelerini küçümseyerek terk ediyor. Tek tük Japonya gibi milletler kendilerini bu empozeye entegre etmeyi başarabilseler de büyük bir nüfus, biz Türkler de dahil olmak üzere, asimile olduk veya olmak üzereyiz.

Kültür ögeleri ilk başta önemsizmiş gibi görünebilir. Neticede materyalist bir düzende yaşıyoruz ve kar-zarar algımız da buna dayalı. Ancak ne kadar önemli oldukları gün geçtikçe daha da fazla ortaya çıkmaya başladı.

Globalleşmeye karşı değilim. Globalleşme adı altında Anglo-Sakson değerlerinin insanlara empoze edilmesine karşıyım. Bütün insanlar el ele versin, herkes birbiriyle anlaşsın, serbest ticaret olsun gibi hepimizin istediği faydaları küreselleşme adı altında kılıf olarak kullanarak, kitleleri kendi istekleri doğrultusunda manipüle eden bir grup oligarkın eline esir düştüğümüzü düşünüyorum.

Bu manipülasyon için kullanılan en büyük alet de dediğim gibi kültürel asimilasyonlar. Bırakın 40-50 seneyi, 10 sene önceki insanlarımızdan eser kalmadı. Herkes kendini kurtarma peşine düşürülmüş ve vahşi bir hayatta kalma sürecine terk edilmiş vaziyette.

Bu paragrafları okuyan birisi benim sosyalizm ideolojisine daha yakın olduğumu düşünüyor olabilir. Sonuçta serbest piyasanın getirdiği büyük şirketlerin bilgi dağıtım yoluyla insanların kendilerini beslediği kaynaklara laf ediyorum. Ama hayır. Ben bir liberalim. Ekonomi ve piyasa gibi, düşüncelerin de hür kalması ve taraftar buldukça desteklenmesi gerektiği görüşündeyim.

O halde neden insanların çoğunun desteklediği fikirlere karşı çıkılmasını savunuyorum? Çünkü bu fikirler özgür insanların özgür iradeleri altında ürettikleri ve benimsedikleri birer zihin ürünü değiller. Suni yollarla öyleymiş gibi gösterilmeye çalışılan birtakım vesveseden ibaretler. Ve sevgili okur, ben de sen de bu etkinin altından tamamiyle kurtulamayız. Çoktan ele geçirildik :)

Somut örnekleri burada vermek isterdim, ama maçam yemiyor. Bugünlük bu kadar diyelim.

28 Ağustos 2024 Çarşamba

Beynimizin Bilgi İşleme Kapasitesindeki Yetersizlikler

     Eminim hepimiz beynimizin ne kadar fazla bilgiyi çok kısa sürelerde işleyebildiğini duymuşuzdur. Evet, beynimiz oldukça kapasiteli. Ancak her ne kadar durum böyle olsa da, bu milyon bilginin çoğu vücut reseptörlerinden gelen ve bilincimize yansımayan bilgilerden oluşuyor. Bilincimizle algılayarak öğrendiğimiz bilgiler çok ama çok küçük bir kısmı. Zaten şayet bir anda milyon tane bilincimizle algılayarak öğrendiğimiz şeyi işleyebilseydik, hepimiz birer deha olurduk. Aynı şeyi öğrenebilmek için onlarca kere tekrar etmek durumunda kalmaz, içselleştirme sürecinin zorlu süreçlerinden geçmek zorunda hissetmezdik.

Günümüz dünyasında bilgiyle o kadar iç içeyiz ki... Sosyal medya, haber siteleri, televizyon programları, kitaplar, diziler... Saymakla bitmeyecek kadar bilgi edinme kaynağımız var. Şu an okuduğunuz bu yazı da bir tür makale niteliğinde diyebiliriz, bu da bir bilgi kaynağı. Ancak, beynimiz bu kadar çok bilgiyi işleme kapasitesinden yoksun. Elbette kulağa tuhaf geliyor olabilir. Sonuçta şu ana kadar herkes beynimizin ne kadar kapasiteli, yetenekli olduğundan onu övüp duruyor. Yine de az önce dediğim gibi öyle olsaydı, herkes dahi olurdu. Demek ki böyle değil.

Çok değil, bundan 50-60 sene önce insanoğlunun bilgiye erişimi bu kadar kolay değildi. Hükümet kısıtlamasında basılan birkaç gazete ve televizyon kanalından başka çok bir kaynak yoktu.

Şimdi ise beynimize o kadar fazla bilgi pompalanıyor ki, bunların hepsini işleyip, içselleştirip, kendi görüşümüzü benimsemek imkansız hale geldi. Yaptığımız her şey, sahip olduğumuz bütün görüşler, fikirler, beğenilerimiz, tiksindiklerimiz, çoğu ama çoğu şey başkalarından aynen alıntı şekilde bünyemize kattığımız şeyler.

Kendi adıma konuşacak olursam; telefona, bilgisayara ya da başka herhangi bir bilgi kaynağına 1-2 saat erişmediğim zaman beynimin alakasız konulardan onlarca bilgiyi aklıma getirdiğine şahit oluyorum. Alakasız onlarca konudan onlarca bilgiyi işleme sürecine geçiyor, sanki hazır yeni bilgi gelmiyorken işleyebildiğimi işleyeyim gibi. Sizde de oluyor mu bilmiyorum, ama buna benzer deneyimler yaşıyor olmanız muhtemel.

Bu yüzden, kendi fikirlerimizi ve görüşlerimizi üreterek benimseyebilme adına, belki de bazı zamanlar kitap dahi okumamalıyız. Beynin bilgiye aşırı maruz kalımı sandığımız kadar iyi bir şey olmayabilir. Yani, belki diyelim.


24 Ağustos 2024 Cumartesi

İlişkiler Üzerine

     İlişki dendiğinde nedense aklımıza hep kadın-erkek ilişkileri geliyor. Bir tür romantik ilişkiler yumağı canlanıyor gözümüzün önünde. Oysa sahip olduğumuz cinsiyetten bağımsız her arkadaş, her çocuk, her insanla aramızda olan bağ, ilişki olarak nitelendirilebilir.

Şüphesiz diğer canlılardan ayrılmamızın en önemli kolu sosyalleşmek. Birbirimizle iletişim kurmak için icat ettiğimiz dil, bireyler arası iletişimi kuvvetlendirerek daha önce Dünya tarihinde görülmemiş bir kolektif işbirliği ve büyük bir güç odağına yol açtı.

Güç odakları toplumları, toplumlar da devletleri meydana getirdi. Bu oluşumların temel yapı taşı olan insan bir canlı olduğundan ötürü, bu sayılan tüm oluşumlar da yaşayan birer organizmadır.

İşi daha bireysel bir noktadan alırsak, neden iletişim kurma gereksinimi duyuyoruz? Kendi başımızın çaresine bakamaz mıyız? Ürememeyi göze alsak dahi bu bizim yaşamımıza doğrudan bir müdahelede bulunmayacaktır, nefes alışverişimizi tehdit etmeyecektir.

Maalesef, işler öyle yürümüyor. Toplumda yaşamanın getirdiği yükümlülükleri göz önüne aldığımızda, ve bunun sonucunda yararlandığımız çoğu faydayı düşündüğümüzde; birlikte yaşamanın sahip olduğu eksilere nazaran oldukça üstün bir konumda olduğunu görüyoruz.

Bireyler arası ilişkiler de bu şekilde işliyor. İki tarafın da faydalı bulduğu, ruh halini rahatlattığı ve karşılıklı psikolojik fayda sağladığı ilişkiler elbette oldukça faydalı ve gereklidir. Öyleyse, neden bir süre sonra bu ilişkilerin çoğu bitiyor?

İlk başta iyi giden, iki tarafın da oldukça eğlendiği ve yarar sağladığı çoğu arkadaşlık veya sevgililik bağı zamanla eriyip gidiyor. Bunun nedeni olarak gösterilen ana sebep ise, kişilerin birbirlerine sunacak veya katacak yeni bir şey kalmaması.

Öyle ki, herhangi bir ikili ilişkide, iki taraf da birbirlerine gittikçe benzerleşme eğilimindedir. Örnek vermek gerekirse, iki metal küp düşünün. Bu küplerin sıcaklıkları farklı, biri 50 derece iken diğeri 10 derece. İkisi de 30 dereceye gelene kadar ısı alışverişinde bulunarak sıcaklıklarını dengeleyeceklerdir. Tam olarak aynı mekanizma işlemese bile durumu somutlaştırmak açısından yerinde bir metafor olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle, insanlar birbirlerine daha fazla sunacak bir şey bulamadıklarında, yenisini aramaya geçerler. Tabii ki her ilişki böyle olacak diye bir kaide yok. Onlarca yıl, hayatlarının sonuna dek evli kalan çiftler Dünya'nın her yerinde var. Yine de, takdir edersiniz ki, global çapta insan ilişkileri bu yönde evrimleşmeye meyilliler.

Sonuç olarak, sahip olduğunuz ilişkilerin bitmesinden korkmayın. İşlerin doğal işleyişine yapay olarak müdahalede bulunmak, yalnızca engellenemeyecek olanı ertelemekten ibarettir. Çoğu zaman, anyways.

23 Ağustos 2024 Cuma

Başlangıç

     Merhabalar. Bu blogda sizlere öğrendiğim ve ilgi çekici olduğunu düşündüğüm, belki biraz öğretici belki de pek işe yaramayacak konularda yazılar yazmayı planlıyorum.

Fazla kişinin okuyup okumaması önemli değil. Şayet ilginizi çektiyse, buradaki yazıları kaynak göstermeksizin herhangi bir amaçla kullanmakta serbestsiniz.

Herkese iyi günler dilerim.

Kültürel Hegemonya

      Avrupa kültürü Dünya üzerindeki bütün milletleri bir bir domine ederken, insanlar eskiden beri gelen kendilerine ait kültür ögelerini ...